10 Eylül 2017 Pazar

Hasbihâl

"Esra bir gün İstanbul'da öğretmen olacak." yazardı KPSS kitaplarımın sayfalarında ara ara.
Bir de içimden derdim,
İmam Hatip Lisesinde öğretmen olacak.
Öyle ya
Neleri göze aldım ben imam hatipli olmak uğruna.
Üniversite yolarına kadem basmamak an meselesiydi,
vazgeçiremediler çok şükür.
Kendi ilçemde Anadolu imam hatip yok diye komşu ilçelerin birinde yurtta kalacakken
yurdun müdiresinin ne olmak istiyorsun sorusuna
ya ilahiyatçı ya da edebiyat öğretmeni dediğimde
"Ya da edebiyat öğretmeni olamayacaksın imam hatipe gidersen." demesi ilk günki gibi kulağımda.
Boynumu büküp yurttan çıkışım,
varsın anadolu olmasın diye gittiğim Vezirköprü imam hatibim...
Daha niceleri geliyor aklıma da,
gelmesin geri gitsin o günler diyorum.
Şimdi başka şeyden söz ediyorum.
Mevla nasip etti olduk edebiyat öğretmeni,
Mevla nasip etti İstanbulda edebiyat öğretmeni olduk
Mevla nasip etti İstanbulda bir kız imam hatipte edebiyat öğretmeni olduk.
Bir rüyadayım sandığım,
ne zaman uyanacağım diye etrafa bakınıp durduğum çoktur.
Hem de o kadar çoktur ki...
Elhamdülillah uyarmadı rabbim
senin yerin burası dedi.
Şimdi okul açılma mevsimi yanaşmışken
sorguluyorum kendimi.
O ilk görev yerim olan Kars'ın Digor ilçesi geliyor aklıma.
Kardan buzdan düşe kalka gidip geldiğim,
her günümde gecemde bir öğrencimin olduğu o günler...
Aileleriyle sık sık görüştüğüm,
çikolatasını almam diye saflığıma getirip elime tutuşturup kaçan öğrencilerim,
onlar saçmaladıkça işte bak yapabiliyorsun diye kendilerini profesör ilan ettiğm öğrencilerim.
"Birdaha kavga etmeyeceğim hocam 'kitap Kuran' " dedikten sonra emniyet aracında gördüğüm öğrencimle kalbimin ortasına saplanan acı,
ahırdan sınıfa gelen, kokudan yanaşılmayan öğrencilerime ettiğim iltifatlar,
onca haylazlığa, ilgisizliğe itilmişliğe rağmen
evden bir şey lazım olunca evimin anahtarını emanet edebildiğim canım öğrencilerim.
Onlar o kadar başkaydı ki...
Onlar öyle temiz emanetlerdi ki...
"Şurama batana bıçak demeselerdi özlem derdim diyor ya şair
işte öyle bir özlem duyuyorum canlarıma.
Çok zor olsa da itiraf ediyorum
onlardaki tadı burada bulamıyorum.
kız öğrenciler çok daha zahmetsiz olsa da
öğretmenliğin tadına ancak oradaki öğrencilerimle varmıştım.
Bir yıl bile olsa şarkta çalışmış olmak benim mesleğim adına en büyük şansım diyorum.
Aynı gayreti ve samimiyeti burada da yakalamak için bol dua ve motivasyon istiyorum canlar...
Vesselam

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Divan Şiiri Sevenler Yanaşsın

O kadar iyi geldi ki bu nağmeler bana...
Şirazi yazar da kötü olur mu?
Aşk ile dinleyiver...



2 Ağustos 2017 Çarşamba

Hasbihâl





Merhaba sevgili okur,

Gel ağustos sıcağında halleşelim seninle biraz.
Hazır gündüz uykusunu çok nadiren tercih eden kızım yatağına kıvrılmışken...
Hayatın telaşesi,
kafamıza ördüğümüz çoraplar derken yazmaya da vakit kalmıyor.
Bu hal korkutuyor beni
yazmaktan uzak kalmak ne kadar da kötü.
Bir burası var yazdığım, bir kızımın anı defteri, 
bir de görüşme imkanımın olmadığı enişteciğim.
Ne kadar da az yazar olmuşum şu sıralar.
Allah ayırmasın kalemden kağıttan.
Zaman geçiyor gidiyor yine,
ömür muhasebesi yapıyorum bu sıralar,
en çok geçirdiğim namaz sabah namazı
ve hep ağır bir imtihan oldu benim için.
Hem de uykuya öyle çok düşkün olmayan biri olarak 
bunu yaşamak çok ızdırap veriyor.
Otuzu devirmişken hayatımı değiştirmem için ne duruyorum diyorum kendime.
Hem vicdan azabıyla, kendimden utanarak yaşıyorum.
Yani dünya hayatım bile güzel geçmiyor namazım geçince,
ahireti var sen düşün...
Dua et bu kardeşine,
Rabbim ibadet sevgisi versin.

Gerisi aynı bildiğin gibi.
Issız evime ses gelecek bugün yarın,
annemler toplanıp geliyorlar.
İçimde bir kıpırtı, bir sağa bir sola koşturuyorum.
Sarmalar sarıyorum, börekler, kurabiyeler, meyve suları hazırlıyorum.
Sürekli bir plan peşindeyim
durmuyor zihnim.
Çok yorucu bir yıl geçti,
dahası kırıcı...
Fazlasıyla hak ettiler biraz özeni.
"Kopunca bir teli bağlansa da düğümlü kalır." demiş şair amma
gönüllerini eğlendirmek, sonra da vuslatla sürura kavuşmalarını görmek nasip olsun inşallah.
Ne demişler "Niyet hayr, akıbet hayr"
İşte böyle...
Hususi işlerimle, hislerimle meşgul ettim yine seni sevgili okur.
Bende durumlar böyle.

Ayrı bir post yazarım amma bunu da sormadan edemedim,
starbucks kurabiyesi yapıp yedin mi,
ismet Özel'in Kırk Hadis'ini okudun mu?

Sevgiler...

21 Temmuz 2017 Cuma

Okudun mu? / Gül Yetiştiren Adam- Rasim Özdenören


Merhaba sevgili okur,
Bu kitap için okuduğum en sıra dışı kitap desem yalan olmaz herhalde. 
Kitabı okurken bayağı ilerlemenize rağmen sinir bozucu bir belirsizlik hüküm sürüyor.
 Birbiriyle alakasız onca olay, mekan, kişiler...
 Geçişler oldukça sert. 
Üslup çok değişik.
 Yazar kişilerin konuşmaları arasına mekan tasvirleri, duygu betimlemeleri serpiştirmiş ki bu insanı alışılmışlık havasına sokmuyor. 
Hani bazı kitapları okurken içiniz geçer gibi olursunuz okursunuz okursunuz bir gelişme olduğunda uyanıyor hissine kapılırsınız
 -ya da bu bana oluyor, bilemedim.-
işte yazarın tarzından mütevellit bu duyguya kapılamıyorsunuz.
Yazar sıradan olaylara dikkat çekerken olağandışı karakterlerle belirli konuların altını çiziyor. 
Olağan dışı derken, hayali efsanevi demiyorum, alışılmışın dışında demek daha yerinde olur sanırım. Kitabın adının "Gül Yetiştiren Adam" olması bir tesadüf değil tabi. 
Verilmek istenen mesajın bu karakterde olduğunun dikkat levhası gibi düşünülmüş.
Kitabın sonuna geldiğimizde bağıra çığıra değil de 
araya sıkıştırılarak verilmiş bir ana fikir karşılıyor bizi.
Başladığınızda alışılmamış üslup sıkıyor gibi gelse de verilen mesajların çarpıcılığı 
okuduğunuz için memnun ediyor sizi.
Hasılı; okuduklarınız arasında bu kitabın da olmasını gönülden isterim.

Sevgiler

3 Haziran 2017 Cumartesi







Sahip olma isteği olmasa mıydı keşke hı sevgili okur?
Neler kaçırıyorum, bir yığınını görüyorum da göremediklerimde kalıyor aklım.
Neler kaçırıyoruz acaba?

5 Mayıs 2017 Cuma

Okudun mu? / Bülbülün Kırk Şarkısı- İskender Pala


Merhaba sevgili okur,

Girizgah bölümümü bu muhteşem kitaptan bahsederek yapacağım hemen.
Hasbihal etmeye lüzum yok,
okumadıysan senin için elzem olan şey bu kitabı bir an önce temin etmek.
"Sevenlerin dergahında çok büyük aşka düştüm." diyor bir bülbül
Öyle içtenlikle anlatıyor ki sevdasını,
Ah diyorsun ah, şu bülbülün yüreğinden taşırdığı hislerden herkesler nasiplenebilseydi.

İskender Pala kitaplarını daha önce okumuşsan tarzını biliyorsundur sevgili okur
Okur ve kurgu arasına kendini bile sokmak istemez
Bazen dikkatimizi çekmeyecek bir eşya anlatır hislerini 
bazen bu kitapta da olduğu gibi bir hayvan.
Hayvan dedim de bu kitabı okuduktan sonra bülbüle hayvan deyince hicap edyorum.
O bülbül ki efendiler efendisi(SAV)ni yaran edinmiş kendine,
doğumundan vefatına kadar yanıbaşında kanat çırpıyor.

Kitap efsane sevgili okur.
Tüylerin dikenlene dikenlene, gözyaşını sile sile okumak istersen
Efendiler efendisine,
dürr-ü yetime olan hasretine hem biraz merhem hem biraz tuz olsun istersen
Şu mübarek üç aylar geldi de geçiyor
Unuttuklarımı bir hatırlayayım, 
hayatıma, ibadetime sirayet etsin hatırladıklarım istersen,
Hem bir çırpıda kitabı okumayı deli gibi arzu edip
hem de ,bitince ben ne yaparım, diye çok güzel bir iç çatışmaya girmek istersen
bu kitap sana göre.

Her sayfasında görmeden sevdiklerimizden bahsediyor
Hasret gideriyorum sandım bazen,
Hz. Fatıma'nın babasının defnini duyduğunda
"Peygamberin üstüne nasıl toprak atın ey Ali?" dediğini duyunca 
kalbimin avuçlarımda çarptığını hissettim.
Benim hasretim çığ gibi büyüdü
Dilerim daha da büyüsün
Öyle yaşayayım ki onun yangınıyla
ölümüm vuslat olsun.

Roman efendimizi anlatan 40 bölümden oluşuyor.
Benim kalemine hayran olduğum bir yazarın elinden çıkmış zaten
Ve her bir bölüm genellikle naatlerden alınmış bir beyitle başlıyor.
Benim zihnime kazınan beyit ise şu:

"Baîdim suretâ mânen karibim ya Rasûlallah
Bu yüzden kendi şehrimde garibim ya Rasûlallah."

imanın tazelenerek, gözyaşları ile okumalar sevgili okur.

2 Mayıs 2017 Salı

Es'selâm



Sahibi gitti diye dört günde solan çiçekler gördüm;
şımartılmış, sahiplenilmiş, örselenmemiş çiçekler.
Hercai işte.
Toprağı mı değişse yeri mi, yine çareler aramaya devam edeceğiz.
Nazlayacağız çiçeğimizi.
Dört günde solan çiçek gibi bir cümleyle enkaza dönen insanlar gördüm,
ümidini yitirmiş, ihanete uğramış, yangınından evine barkına sığamamış,
Rabbine sığınmış ihtiyarlar gördüm.
Kırılmış kalpler gördüm,
kırgınlığım nefrete dönüşmesin diye mücedele eden kalpler...
Gözyaşı yüzünden yuvarlananı da 
nasılsın, denilse çağlayanlar boşaltıverecek kadar dolmuş insanları da gördüm.
Konuşmanın tadına yeni yeni varan bir toy evlat gördüm,
denileni kusuruna küsürüne bakmadan takrarlayanı,
elinden tutunca yürüyeni de gördüm,
henüz hayattan yılmamış,
 yılkı at gibi dört nala koşturmaya çalışan masumlar gördüm.
Ben bir sürü susan insan gördüm.
Susuyorlardı durmadan,
çatlayacak kadar susuyorlardı,
susmaktan yorulacak kadar...
Ayrılamayan ama ayrılanlar gördüm sonra,
Allah kavuştursun, dedim usulca.
İstanbula dönünce solan lalelerin yanında yeşeren fesleğenler de gördüm.
Nebâtâtın bile nöbetleştiğine şahit oldum yeniden.
Umudumu yitirdim sanma sakın.
Çocuğunu uyutup da onun çikolatasıyla kahvesini tatlandıran bir anayım ben.
Bu keşmekeşte, 
bu başıbozuklukta bir evlat yetiştirmeye çalışan bir mücahideyim.
Güçlüyüm ben,
üzülürüm ama öyle kolay yenilemem.
Es'selâm sevgili okur,
gittim ama döndüm.